Rodos'un Eski Kent'inin labirent sokaklarının ortasında yer alan Our Lady of the Castle, adanın karmaşık tarih ve inanç dokusunun bir kanıtı olarak durmaktadır. Bizans tarzı bu kilise, 11. yüzyılda inşa edildiğine inanılan, zamanın ve fatihlerin değişen kumlarını yansıtan çeşitli dönüşümler geçirmiş bir mimari bukalemundur.Yaklaştığınızda ilk olarak, karmaşık geçmişine işaret eden mimari etkilerin bir araya getirilmesinden oluşan sade dış cephesini fark edeceksiniz. İçeri girdiğinizde, atmosfer sessiz, neredeyse saygılıdır. Gözleriniz, yapının Bizans köklerinin en belirgin olduğu sunağa çekilir. Karmaşık freskler ve mozaikler, solmuş olsalar da, uzun zaman önce yaşanmış bir döneme ait bağlılık ve sanat hikâyelerini fısıldıyor.Ama bu sadece bir Bizans kalıntısı değil. John şövalyeleri, yönetimleri sırasında burayı üç nefli Gotik bir mabede dönüştürmüşlerdir. Ekledikleri sivri kemerler ve kaburgalı tonozlar, orijinal Bizans unsurlarıyla şaşırtıcı derecede iyi uyum sağlayarak alışılmadık ama uyumlu bir stil birleşimi yaratmıştır.Osmanlılar da burayı camiye dönüştürerek izlerini bırakmışlardır. Bir zamanlar ufuk çizgisini belirleyen minare kaldırılmış olsa da, Mekke'nin yönünü gösteren bir niş olan Mihrap, binanın hayatındaki bu bölümü ince bir şekilde hatırlatmaya devam ediyor.Our Lady of the Castle sadece bir ibadet yeri değil; Rodos'un yaşayan bir tarihçesi, bu adayı şekillendiren farklı kültürlerin ve dinlerin bir potada eritilmesidir. Her bir taş ve eser, sadece inancın değil, tarihin durmak bilmeyen gelgitlerinin de hikâyesini anlatır. Harabeler ve kalıntılarla dolu bu topraklarda, Kale Meryem Ana, farklı çağların ve imparatorlukların sessiz bir uyum içinde birleştiği bir yer olarak, çeşitlilik içinde birliğin dokunaklı bir sembolü olarak öne çıkmaktadır.